Elim sürekli telefondaydı.
Yazacak mıydı acaba?
Ben mi yazmalıydım yoksa?
Tam bir ay sonra mı gidecekti? Sonrasında da kalırdı az biraz herhalde. Ne de olsa Mayıs ortasında İzmir'e çoktan yaz gelmiş olacaktı, yazlık mekanlar açılacaktı. Bunun Çeşme'si, Urla'sı, Foça'sı vardı. Denizi, kumu, güneşi, kızları... Tadını çıkarmak isterdi bence. Bir de Nisan vardı işte, ben yani, benim de tadımı çıkarmak isterdi belki biraz daha?
Ne güzel öpmüştü boynumdan. Kulağımın altından ufak ufak dudaklarını gezdirerek omzuma kadar yavaşça ilerlemişti. Sonra elleri... Düşündükçe içim kıpır kıpır oluyordu.
Kafamın içinde isyan vardı. Biraz dışarı çıksam, arkadaşlarımla vakit geçirsem kafam dağılır diye düşünerek hemen Deniz'e mesaj attım.
"Deniz, hadi kahve içmeye çıkalım. Sıkıldım evde otur otur."
"Olur kuzucum. Yeni bir kafe açılmış Geyik diye, oraya gidelim."
"Tam da geyiklik havamdaydım zaten. Umarım gelenleri geyik boynuzlarına oturtmuyorlardır."
"Sanmam, ama bundan hoşlananlar da olabilir Nisan."
"Ahaha, sen de onlardan biri misin yoksa?"
"Yok hoşuma gitmiyormuş boynuzlanmak, denendi, öğrenildi. Sen de ne hayırlı arkadaşsın gerçekten, biricik arkadaşına boynuz takılmış hiç umurunda mı?"
Ups, Deniz'den trip yemek üzereydim ama neyse ki alınmış olsa da aklındakini en güzel şekilde söyleyebilen biriydi. Hayatımdaki en büyük başarım sanırım Deniz ile olan arkadaşlığımdı, gerçi buna benim başarım denmez. Arkadaşlığımızın saçma trip ve küslüklerle yıpranmasını engelleyen hep Deniz'in olgunluğu ve iletişim yeteneği olmuştu. Bana kalsa günlerce susar, trip atar, anlamasını beklerdim. Geçmişten bu yana pek değişmiş değilim.
"Ha doğru ya sana bir kız mesaj atmıştı, ne oldu konuştunuz mu hiç Esra'yla?"
"Buluşunca anlatırım. Hadi çık, yarım saate kafede olurum ben."
Deniz'in kafası bir farklı çalışır, genelde "çılgın" olarak nitelendirirler onu. Hislerini ve düşüncelerini açıkça söyleyebilmek şu dünyada biraz çılgınlık evet... Ama benim normal arkadaşım olduğu nerede görülmüş zaten; aslında bana göre ben de arkadaşlarım da normaldik, diğer insanlar anormaldi. Biraz bende de anormallik vardı tabii ama şimdi normal- anormal sıfatlarından hangisine daha çok girdiğimi ayırt edecek bir beynim yoktu. Beyinsiz biri olarak telefona son bir kez baktım mesaj var mı diye, bildirimsiz ekrana bakıp iç çekerek kendimi sokaklara attım.
Geyik Kafe'ye gittiğimde Deniz sanki en arka köşeye saklanmış gibi oturmuştu. Kapıdan girince kesinlikle dikkat çekmiyordu, adeta kamufle olmuştu. Ama siparişini bile vermiş, dedikoduya hazır bekliyordu. Hatta en sevdiğimiz tatlıdan bile sipariş etmişti, Deniz sadece çok stresli olduğu zamanlarda tatlıya düşerdi.
"Sonunda geldin, on saattir bekliyorum. Çatlayacaktım burada, sana anlatacak çok şeyim var."
"Oh ikimiz de dolu gelmişiz, süper. Sen başla önce."
"Ooo sende de haberler var demek? Yoksa ayrıldın mı o kas yığınından? Kesin olay çıkarmıştır, ben diyordum sana uygun değil diye zaten. Senin rızkını yiyen adamdan hayır mı gelir? Rızkını yemek derken sadece 'uuu ben sporcuyum o patatesleri yemiyorsan ben yiyeyim mi' diye tabağından almasından bahsetmiyorum. Sevişme rızkını da kendi yiyordu. N'olur ayrılmış ol, yoksa adamın arkasından bu kadar laf söyledikten sonra, 'Ya o kas yığını ya ben' diye ültimatomu koymam gerekecek."
"Aşk olsun Deniz, ben nişanlanmaya karar verdik diyecektim."
"Hass.." diyerek devamını sesli söylememek için elleriyle ağzını kapattı ve onu kandırdığımı fark ederek konuşmaya devam etti.
"Kalbime indirme benim Nisan, aptallığın tutuyor bazen ama bu kadarını sen bile yapmazsın."
"Hıı sensin aptal..."
"Ne bu 3. sınıf tenefüsünde miyiz bıdık arkadaşım benim. Hadi lütfen bana müjdeli haberi ver ve postayı koydum o çocuğa de."
"Postayı koydum denemez, ona postayı koydurttum. Dün gece telefonlarına cevap vermedim. O da ya acil bir durum olsa ne olacaktı deyip bana tavır aldı, görüşmeyelim dedi. Tamam, dedim ben de."
Stresten bacağını sallayıp duran Deniz bir an için durdu ve gözlerini kısarak bana baktı:
"Neden açmadın ki telefonlarını?"
"Şey..."
Hınzır bir gülümseme yerleşti suratına ve yarım gülüşle;
"Ney? Yaramazlık peşinde miydin yoksa?"
"Aslında değildim ama oldu bi' şeyler, bir takım görüşmeler..."
Utancımdan olduğum yerde kıvranıyordum anlatırken ve Deniz'in gözlerinin içine bakarak konuşamıyordum.
"Bir saniye bir saniye, kesinlikle aldatmam diyen Nisan sevgilisi varken başkasıyla mı görüştü?"
Bu sefer bakışlarım yerdeydi ve masadaki peçetelikle oynamaya başlamıştım.
"'Görüştük' evet ne var? Ayrıca geçmiş zaman işte."
Bu cümleden sonra omuzlarım biraz düştü ve sesim bir tık kısıldı kendi kendime konuşuyormuş gibi.
"Keşke geçmiş zamanda kalmasa ama, geniş zaman olarak görüşsek. Bilmiyorum arar mı yazar mı, ama keşke yazsa..."
Anlattıklarımla Deniz'e stresini unutturmuş olacaktım ki gevşeyip arkasına yaslandı, bilmiş tavrını takınarak konuştu benim kendime acıdığım halimi önemsemeden;
"Kas yığınının seks hüsranından sonra, dün geceki seks seni bayağı bir etkilemiş galiba. Bak ben sana söyleyeyim, kas yığını senin beklentini çok düşürmüştü. O yüzden bu yeni çocuk sana olduğundan da fazla iyi gelmiş olabilir, uyarayım."
Deniz'in haklı olma payı her zaman sinirimi bozardı. Ama ne diyorlardı? Dost acı söyler.
"Hiç düşünemediğim bu ayrıntıları bana sunduğun için teşekkür ederim ama bir dalga geçme de dinle, gerçekten çok etkilendim. Sadece seks de değil."
Tüm ciddi tavrını takındı Deniz, bana doğru yaklaşarak kollarını masaya dayadı.
"Dinliyorum."
En ateşli anlarına ucundan değinerek tüm geceyi anlattım Deniz'e. Ben anlattıkça anladığını ve bir şeyleri kafasında oturttuğuna dair surat ifadeleri takınıyordu. Ona âşık olduğumu düşündüğümü söylemedim ama. Bir tane kafama patlatıp dalga geçerdi çünkü 'hadi len' diye, haklı olarak.
Batuhan'ı anlatmak iyi gelmişti başka birine, zihnimin içinde kendi kendime konuşmak çıldıracak gibi hissetmeme sebep oluyordu. Daha 24 saat bile olmamıştı onun yanından ayrılalı ama beynimin ısrarla onu düşünüyor olması rahatsız edici seviyedeydi. Sürekli onu konuşup, onu anlatasım vardı, Deniz'e anlatmış olmak bir süre beni idare ederdi.
Âşık olduğumda fark ettiğim belli değişimlerim vardı kendimde, o kişiyi aklından çıkaramama bunlardan biriydi. Elbette çok bilindik bir özellik bu ama rahatsız edecek şekilde aklım o kişi ile dolu olurdu. Başka hiçbir şeye odaklanamazdım. Bir de üstüne iştahım kesilirdi, somut olarak bana aşık olduğumu gösteren en belirgin özelliğim buydu. Masada duran en sevdiğim pastadan tek bir çatal bile almamış olmam da bunu kanıtlıyordu. En sonunda iç çekerek "Öyle yani" diye lafımı bitirdiğimde Deniz yorumunu yaptı.
"Bak, sana diyorum. Bu çocuk sana kesin yazacak. En azından böyle bir geceyi bir kere daha geçirmek için yazar."
"Bekleyeceğiz ve göreceğiz. Yazmazsa ben yazarım yarın. Hemen yazmayayım, şimdi bunalır görüşeceği varsa da görüşmek istemez. Neyse neyse hadi sen anlat, Esra'yla mı denk geldiniz?"
Konuyu değiştirmezsem daha fazla Batuhan'dan bahsedecektim ve Deniz de benim aşık olduğumu fark edecekti. Şimdilik bununla yüzleşmek istemiyordum. Konuyu Deniz'in sevgilisi Esra'ya getirdim.
Esra, Deniz'in sevgilisiydi. Sanırım artık eski sevgilisiydi.
"Hayır, Esra'yla denk gelmedik ama birazdan denk gelebiliriz. Çok değişik olaylar olmuş, arkamdan ne işler çevirmiş bir bilsen. Ben aşkımdan ölürken bir aydır beni aldatıyormuş. Kızın teki bana mesaj atmıştı hani. Bizim Esra'yla olan samimi fotoğraflarımızı görmüş, benle de böyle mesajlaşıyor diye bana mesajları göndermişti. Hayır, bir de daha geçen gün tatil için rezervasyon yaptırdı Esra benim sevdiğim otelde, kendisi teklif etti ya ben mutlu olayım diye. Büyük ihtimalle vicdan azabıyla yaptı ama bu kadar da olmaz. Sinirimden ne yapacağımı şaşırdım gerçekten. Arasam yalanlar uyduracak, ben de hıncımı alamayacağım. O yüzden de iş üstünde basmaya karar verdim."
Deniz'in tanımadığı bir kız ona mesaj atmıştı ve Esra ile olan samimi konuşmalarını göndermişti. Deniz başta kıza inanmamıştı, eski bir takığıdır diye düşünmüştü ama kız inat edip güncel konuşmalarını ve birkaç ses kaydını, beraber çekildikleri fotoğrafları da atmıştı. Deniz'i tanıyorsam tüm bunların hıncını alacak bir plan ayarlayarak Esra'yı rezil ederdi.
"Nasıl yani? Şu an aslında hâlâ sevgilisiniz? Ne işler peşindesin acaba Deniz hanım?"
"Bana mesaj atan kızla bir süre konuştuk ve bu kanıtları gösterip ayrılmanın ötesinde başka bir şey yapmamız gerektiğine karar verdik. Bak, şurada tezgâhın arkasında duran kız var ya, işte o benim kumam."
Kafamı çevirip kıza baktım, uzun siyah saçları olan incecik bir kızdı. Deniz'den o kadar farklıydı ki!
"Yok artık Deniz, inanmıyorum! E nasıl olacak, buraya mı gelecek Esra?"
"Evet, hatta 5 dakikaya gelmiş olur."
"Nasıl yani?"
"Geldi bile, kapıdan giriyor şu an."
(Olaylar olaylar, fon müziği gelsin bakalım)
Arkamı dönüp baktığımda kapıda Esra'yı gördüm. Tezgâhın arkasındaki kıza doğru gülümseyerek ilerliyordu. Kız da zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi. O da kızgındı besbelli, gülümserken yanağında oluşan seğirmeyi bile fark etmiştim. Esra kızdaki gerginliği fark etmeden dudağına yakın bir yere sevinçle öpücük kondurdu. Tam o sırada ne oluyor demeye kalmadan Deniz yanlarına fırlamıştı. Kendi aşk hezeyanlarımdan sıyrılıp ne ara entrika dolu bir dizinin yan kahramanı olarak bulmuştum kendimi anlamlandıramadan şaşkınlıkla olan biteni izliyordum.
"Oo hayırlı olsun aşkım. Hanım kızımız da pek güzelmiş. Yeni tatlar mı denemek istedin, hayırdır?"
Esra şaşkınlıkla bir Deniz'e, bir kıza bakıyordu.
"Sen? Şey?"
Deniz bir kolunu tezgaha dayamış çok rahat bir şekilde konuşmaya başladı;
"Ne oldu, dilin mi tutuldu? Her şeyi biliyorum, hiç boşuna yalan uydurmaya çalışma. Senin bu kadar rezil bir insan olduğunu fark edememiş olmam gerçekten çok ilginç. Aynı anda iki sevgili? Bravo gerçekten. Ama aynı anda iki insanı idare edebilmek için biraz zeka gerekiyor. Birimizle sadece takılıyor olsaydın ne kadar bok bir insan olduğun da ortaya çıkmazdı. Belli ki psikolojik sorunların var, yoksa ikimizi de sevgilim diyerek ailenle tanıştırmazdın. E eğitim ailede başlıyor diye boşuna dememişler. Ananda babanda mide yokmuş ki sende olsun. Yalan uydurmadan gerçekten ne akla hizmet kendini böyle bir duruma soktuğunu merak ediyorum ama. Seni dinliyoruz?"
Esra ağzını açar gibi olmuştu ama bir şey diyemedi. Deniz gerçekten de biraz "çılgın"dı sanırım, susmaya hiç niyeti olmayan bir çılgın.
"Tam tahmin ettiğim gibi. Madem aldatmaya aklın yetmiyor, uzak duracaksın bu işlerden. Hadi Esra'cım hadi, annenlere selamlarımızı söyle bir daha da görmeyeyim seni ortalıkta. Hadi!"
Esra'nın gözleri dolmuştu. Ne diyeceğini bilemiyordu Deniz'in bu eli maşalı tavrı karşısında. Ama Esra da pek alttan alacak bir tip değildi ve ağzını açtığında söyleyeceklerinin Deniz'in canını yakmasından korkuyordum. Güçlü gözükürdü Deniz, onu tanımayan biri umursamaz olduğunu da düşünebilirdi ama aslında bu sadece üzüntüsünü göstermenin acizlik olduğunu düşünmesindendi. Deniz'e cevaben diğer kızı göstererek konuştu Esra:
"Ben ona aşığım."
Tezgâhın arkasındaki kız afalladı bu söz karşısında. Olay iyice çığırından çıkmaya başlamıştı. Kafede oturan herkesin ilgisi bizim üzerimizdeydi. Meraklı insanlardık vesselam toplum olarak. Hele bir de olay homoseksüel bir ilişki olunca daha bir merak uyandırıyordu. Şu insanlar hala alışamamışlardı aynı cinsiyetteki kişilerin de birbirlerine âşık olabileceğine... Gerçi benim de elimin altında çekirdek olsa çitlerdim tam şu anda, hak veriyordum merak edenlere.
Deniz, kızgınlığını gizleyemeyerek rahat duruşunu bozdu sanki her an Esra'ya yumruk atacak gibiydi. Konsept gereği etrafta geyik kafaları vardı, Deniz'in ulaşabileceği bir yerde boynuz var mı diye kontrol etmekten kendimi alamadım. Ama korktuğum olmadı, sanırım bu sözle kızmaktan daha çok içi acımıştı Deniz'in. Omuzlarının düştüğünü gördüm ancak bunu benden başka kimse fark edemezdi. O kadar hızlı olmuştu ki olaylar anca şaşkınlığımı üzerimden atıp Deniz'in yanına gidebildim. Elimi koydum sırtına ona güven vermek için. Esra onun insanlara olan güvenini sarsmıştı, bir dayanağa ihtiyacı vardı. Tam artık tamam ya ben de salacağım kendimi, güveneceğim dediği anda, tüm duvarlarını indirdiği anda saçma bir aldatılma yaşamıştı. Her şeyi geçtim bu kadar sevmemiş olsa bile birlikte olduğu insanın gözlerinin önünde başkasına ilanı aşk etmesi yürek kanatırdı. Kendimi Deniz'in yerine koymak bile istemedim o iç acısını deneyimlememek için. Esra'ya haddini bildirmek gerekiyordu, tam ağzımı açmıştım ki tezgâhın arkasındaki kız sinirli bir şekilde konuşmaya başladı;
"Eminim bana aşıksındır. Deniz'le haftaya gideceğiniz tatilin rezervasyonlarını gördüm senin telefonunda. Çocuk mu kandırıyorsun kızım sen? Duydun Deniz'i, kaybol!"
Kız eliyle kapıyı işaret ediyordu ve zerre üzüntü ifadesi olmadan sabit bir şekilde Esra'nın suratına bakıyordu.
Esra olanlar karşısında büyük bir şaşkınlık yaşıyordu. Hazırlıksız yakalanmıştı. Aldatan kişilerin her türlü senaryoya karşı kendilerini hazır tutmaları gerektiğini düşünürdüm, yasak bir şey yapıyorsun ve sonrasında götü kurtarmak için her durum için bir bahanen hazırda beklemeliydi bence. Ama niyeyse 100 ihtimal düşünülse de 1 tane hiç hayal edemeyeceğin bir an ile yakayı ele veriyordun.
Esra durumu hâlâ hazmedememişti ve hiçbir şey demeden sinirle kafeden dışarı çıktı. Çıkarken ona bakan bir çifte de "ne bakıyorsunuz" diye bağırması da kimseyi şaşırtmadı.
Koskoca kafede çıt çıkmıyordu. Az önce ne olmuştu ne yaşanmıştı?
Ben bile kendimi üstümden koca bir tır geçmiş gibi hissederken Deniz ve diğer kız kim bilir nasıl hissediyordu?
"Oh be, rahatladım! Hem bu olayla kafenin de işleri artar, bedavadan viral reklam yaptık işte." diyerek Deniz'e gülümsedi kız. Deniz, yarım bir gülüşle cevap verdi. O sırada anladım ki bu kız da benim arkadaşım olacaktı, böyle bir durumda bile bunu düşünmesi pek normal değildi. Sonra elini bana uzattı; "Selam, ben Zeynep."
"Ben de Nisan, memnun oldum."
Ardından Deniz'e döndüm.
"İyi misin?"
"Vuh iyiyim iyiyim. Üzgün gibiyim biraz sanki. Sandığımdan daha fazla koydu aldatılmak!"
"Esra'dan önce senin karşına çıksaydım belki sen de aynı şeyi Esra'ya yapardın?" diyerek göz kırptı Zeynep.
Deniz önce şaşkın bir şekilde, sonra kızararak Zeynep'e baktı; bense şaşkınlıktan baygınlık geçirecektim artık. Zeynep ya inanılmaz bir özgüvene sahipti ya da bizim Deniz'e yürüyordu.
"Ben senle karşılaşmış ve hoşlanmış olsaydım önce ondan ayrılırdım!"
Zeynep tezgâhın arkasından çıkmış yanımıza gelmişti ve birden Deniz'e sarıldı.
"Şaka yaptım Deniz! Üzülme lütfen, benim de içimde çirkin bir his var. Canım yandı ama bak kurtulduk, daha da uzun sürebilirdi bunu fark etmemiz. Hem rezil de ettik. Görmedin mi nasıl topuklarını arkasına vura vura uzaklaştı buradan."
Zeynep, Deniz'e öyle tatlı bir bakış attı ki içimden 'Ateş bacayı sarmak üzere galiba.' diye geçirmeden edemedim.
Normalde bu kadar hareketli olmazdı hayatım, böyle entrikalı olaylar ise hiç yaşanmazdı. Oturunca yorulmuş olduğumu fark ettim.
Zeynep de bir süre bizimle oturdu ve Esra'nın şok anında yüzünün girdiği halleri yeniden canlandırarak keyiflendik. Deniz de artık daha rahat hissediyordu. Gerçi hâlâ bir miktar gerginlik vardı üzerinde ama bu gerginliğin sebebi Zeynep'in konuşurken arada Deniz'in dizine elini koymasıydı.
Tüm bu olaylar biraz olsun dikkatimi Batuhan'dan ayırmamı sağlamıştı. Saate bakmak için telefonun ışığını açtığımda bir mesaj gelmiş olduğunu gördüm; Batuhan'dan! Hem de yarım saat önce!
"Ne yapıyorsun, nerelerdesin bakalım? Ben yeni kendime geliyorum resmen :)"
Gülücüğe odaklanma Nisan, gülücüğe odaklanma! Ay şimdi düşüp bayılacağım. Ne desem ki?
"Deniz! Batuhan yazmış, ne yapıyorsun demiş, ne diyeyim ne diyeyim?"
Deniz rahat tavrına kavuşmuş, geriye yaslanarak çayını yudumluyordu.
"Çayda çıra oldum yanıyorum de."
"Ne diyorsun be?! Seni sormuyor ayrıca, benim ne yaptığımı soruyor. Yoksa görüyoruz senin çıralar ateşlemiş bacayı."
Ne için gönderme yaptığımı anlayarak savunmaya geçti ve sırtını dikleştirdi.
"Bok! Ya manyak mısın kızım, çocuk sana ne yapıyorsun diye soru sormuş. Pi sayısının 85. rakamını sormamış ya! Ne yapıyorsan onu söyle işte."
Zeynep tezgâhın arkasına doğru giderken Deniz'in bakışlarını yakalamıştım ve Deniz'le uğraşma fırsatını kaçıracak değildim.
"Tamam o zaman. Şöyle yazıyorum; Homoseksüel arkadaşımın onu aldatan sevgilisini bastık, şimdi arkadaşım kumasının götünü süzerken ben de senin mesaj atmanı bekliyordum?"
Deniz'in yanakları al al olmuştu, koluma yavaşça patlattı bir tane. Ne de olsa böyle açık sözlü olmayı Deniz'den öğrenmiştim.
"Ehe tamam tamam uğraşmayacağım senle. Yazıyorum, kahve içiyorum diyorum."
Deniz beni alt edecek bir cevap bulamamıştı ama gıcıklık yapmayı da kesmeyeceğini biliyordum.
"Bok içiyorum de, farklı ol."
"Üf tamam kes." Mesajı yazıp gönderdim ve sonrasında birden panik oldum.
"Ay sen ne yapıyorsun demedim, ay şimdi onla ilgilenmiyorum sanacak. Ay hiç emoji de koymadım. Hep kafamı karıştırıyorsun ya."
İki elini de kaldırarak benimle dalga geçercesine taklidimi yaptı:
"Ay ay ay..."
Bu takılmaları Deniz'in keyfinin yerine geldiğini gösteriyordu. Batuhan'dan mesaj geldiği için benim de keyfim oldukça yerindeydi. Suratımı buruşturdum Deniz'e ve ikimiz de sanki her şey yoluna girmiş gibi gülümsedik birbirimize.
Son bir kez Zeynep'in yanına uğrayıp kafeden çıkarken Deniz de, ben de mutluyduk. Beyinlerimiz yorulmuştu ve bedenimize bu yorgunluğun ağırlığı çökmüştü ama keyifliydik.
Batuhan'la mesajlaşmamız biraz daha devam etti. Günde iki idman yaptıklarını öğrendim. Sabah erkenden kalkıp idmana gittiğini, o yüzden akşamları çok geç yatmadığı bilgisi de alındı. Bu bilgiler benim için önemliydi, çünkü çalıştığı ve uyuduğu zamanlarda bana mesaj atamazdı. Bana mesaj atabileceği saatlerde "ay neden yazmıyor acaba" diye triplere girersem en azından tüm günümü bu düşünce için heba etmiş olmayacaktım. En kısa zamanda yeniden görüşmeliyiz dedi bir de. Hiç taktik yapmakla uğraşamayacaktım, "Bence de!" diye cevaplayıverdim.
En kısa zamanda görüşmeliydik. En kısa zamanda...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder