" Kim olarak, kimden gelerek ve kimden giderek vardım bu noktaya hiç bilmiyorum."
Arın usulca yaklaştı Hazal'ın yanına, çıplak bacaklarına bir öpücük kondurdu. Yüzündeki hınzır gülümseme öpücüklerinin arasında yaşamaya devam ediyordu. Dudaklarının ıslaklığı Hazal'ın teninin huylanmasına sebep oldu, öptüğü yerlerde kıl kökleri kabarıyordu usulca. Ayaklarıyla halıyı okşarken oturduğu yatağın kenarında pencereden görünen manzarayı izliyordu. Sonra birden döndü Arın'a:
- Seviyor musun beni?
Arın şaşırdı, Hazal'la vakit geçirmeyi seviyordu, onunla sevişmeyi, kahve içmeyi, yemek yapmayı, her zaman olmasa da bazen beraber uyumayı... Yine de bu soruya cevap veresi gelmedi içinden. Öpmeyi bırakıp sırt üstü yattı Hazal'ın bacağının yanına, bir süre tavana baktı. Belki Hazal başka bir şey söyler ve bu soruya net olarak cevap vermek zorunda kalmaz umuduyla bir süre bekledi. Hazal'ın gözleri üzerindeydi, cevap vermesi gerekiyordu. Bu garip sessizlik onu da sinir etmeye başlamıştı. Hazal'ın gözlerini yakaladı gözleriyle;
- Ciddi bir soru mu bu?
Hazal bu cevap karşısında bozulup bozulmayacağına karar veremedi, bu yüzden cevap vermesi için bir süre beklemesi gerekti. Arın kadar beklemedi, gözlerinin içine korkusuzca bakmaya devam ederek sorusunu yineledi:
- Seviyor musun beni?
Tonlaması daha farklıydı bu sefer, meydan okuma vardı. İlk soruşu merak doluydu, bu ise kılıçlarını kuşanmış kan dökmeye hazır bir askerin kararlılığını içeriyordu. Gelecek cevaptan korkmuyordu.Arın ise bu kararlılıktan korkmuştu, bakışlarını tavana çevirdi.
- Bilmiyorum.
Cevabıyla Hazal'ın göz hapsinden de kurtulmuştu, Hazal bakışlarını halıyla oynamaya devam eden ayaklarına çevirdi. Hoşuna gidiyordu halının kaba dokumasının derisini sıyırması.
- Ben de bilmiyorum.
Arın cevabını verdikten sonra tartışacaklarını düşünmüştü, şu ana kadar hep öyle olmuştu. Ne hissettiğini henüz bilmediği anlarda karşı taraf biz neyiz diye gelmişti ve ne olduklarını, ne olmak istediğini bilmediği için Arın hep kaçak dövüşmüştü. Gerçekten sevebileceği kadınların bile kalbini incitmişti, yanlış zamanda sorulan bir soruydu bu hep. Gerçi çoğunlukla istediği rahatça takılmaktı, kimseye sorumluluk duymadan... Tek eşli olmak ona zor geliyordu. Bir ilişki içerisinde olmak, hemen buna karar vermek onun için boğucu geliyordu. Olmasını istiyordu bir gün ancak o gün geldiğinde kendisi bile farkında olmamalıydı bu günün. Şapkadan çıkan tavşan gibi ta daaa bir ilişki içindesiin denmeliydi ona. Hazal'la ilişkilerinde tavşanın kulaklarını gördüğü zamanlar olmuştu aslında ama sonra niyeyse olmamıştı işte.
Sonra Hazal'ın sözüne gitti aklı, bu sefer sadece kendisiyle ilgili değildi durum. Hep sevilen taraf olmuştu, tamam hadi sevgili olalım dese olacağı soruların hükümdarı, karar mercii hep o olmuştu. Yanındaki kadının kararsızlığını paylaşması hoşuna gitse de bir aşağılanmışlık hissi de yokladı içini. Bu sefer o Hazal'ı göz hapsine aldı.
- Nasıl yani bilmiyorum?
- Öf be Arın, sen nasıl bilmiyorsan ben de bilmiyorum işte.
- Ee ne olacak şimdi? Ne gerek vardı bir anda böyle bir soru sorup tadımızı kaçırmaya?
Arın ayağa kalkıp pencerenin yanına geçti, bir sigara yaktı.
-Benim tadım kaçmadı, senin neden kaçıyor?
Sigarasının dumanını dışarı üfledikten sonra kaşlarını çatarak Hazal'a baktı, güneş yüzüne vuruyordu, güzel görünüyordu.
-Ne bileyim, sanki bu konuşmanın sonu bir daha görüşmeyelime gelecek gibi hissediyorum. Hep öyle oluyor.
Deneyimleri birbirine benzese de karşısındaki insanın hayatına her zaman farklı bir katkısı olacağını bilen Hazal gülümsedi, Arın'ın arkasından vuran güneş yüzünden ona net olarak bakamıyordu.
- Bir şekilde görüşmeye hep devam ettik senelerdir, hem görüşmeyi keseceğim diye canın mı sıkıldı bakalım senin?
Tespiti karşısında Arın gülümsedi, itiraz etmek istedi ama gerek yoktu, gafil avlanmıştı.
- E yani ne güzel takılıyoruz işte.
- Başkalarıyla da takılıyor musun?
Cevap vermek için bekledi, sigarasından bir nefes daha aldı. Doğruyu söylemenin ona nelere mal olacağını kestiremiyordu. Dudağındaki kurumuş deriyi koparıp dişlerinin arasında oynamaya başladı ve ağzını açmadan Hazal'ı yanıtladı.
- Evet.
- İşte bu beni düşündürüyor, hastalık kapmak istemiyorum.
- Korunuyorum Hazal.
- He tamam o zaman.
Hazal'ın tepkisi düşündüğü gibi olmamıştı, gerçi içten içe bildiğini düşünüyordu başkalarıyla da takıldığını. Hep bilirdi, hiç sadece, sadece ikisinin olduğu bir zaman dilimini paylaşmamışlardı.
- Sen takılıyor musun?
- Flörtleşiyorum başkalarıyla evet ama sevişmiyorum.
Yalan söylemişti sevişiyordu da... Cevabını bu kadar hızlı vermiş olması önceden düşünülmüş bir cevap olduğunu gösteriyordu ama Arın anlamadı. Hazal yeniden sordu;
- Seviyor musun beni Arın?
Ona aşık olup olmadığını sormuyordu, farklı bir cevap bekleyen farklı bir soruydu bu. Sigarasını söndürüp pencerenin olduğu duvara sırtını yaslayarak yere oturdu.
-Seninle vakit geçirmeyi seviyorum.
- Sevişmeyi de seviyorsun.
- Evet.
- Başka?
- Bazen uyumayı da seviyorum, horlamadığın zamanlarda yani..
Hazal kahkaha patlattı. Arın da güldü.
- Başka?
- Ne başka başka ya... Seninle vakit geçirmeyi seviyorum yeterince genel bir cevap değil mi zaten?
- Benimle alkol alıp sohbet etmeyi seviyor musun mesela?
- Seviyorum.
- Alkol almadan?
- Şu an sevmiyorum! Sıkılmaya başladım çünkü.
Hazal yatağın kenarından kalkıp Arın'ın yanına geldi, karşısında bağdaş kurarak oturdu ve bir öpücük kondurduktan sonra çenesini Arın'ın yarım kırdığı dizine koydu.
- Niye mızıkçılık yapıyorsun şimdi?
- Ne bu sorular bir anda?
- İlk soruma cevap vermediğin için irdeliyorum işte. Merak ediyorum benimle ilgili ne hissettiğini.
- Senelerdir merak etmedin de şimdi mi merak ediyorsun?
- Anca kendime güvenim geldi.
Derin bir iç çekti Arın.
- Alkol almadan da seninle sohbet etmeyi seviyorum, konuşabiliyoruz.
- Arın?
- Efendim?
- Seviyor musun beni?
Gülümsedi bu sefer Arın.
- Tamam anladım, evet seviyorum sanırım. Sevmesem vakit geçirmem sonuçta değil mi?
- Sana aşık olmak isterdim. Seninle bir ilişkim olsun isterdim.
Utandığını belli etmemek için gülümsedi Arın, geçmişi anımsadı bir anda.
- Değil miydin bir zamanlar?
- Değilmişim.
Yine yalan söylüyordu. Sonra devam etti Hazal;
- Sen bana aşık olmak ister miydin?
- Hayır.
Bu sefer yalan söyleyen Arın'dı. Bu kadar güvensiz bir tavır sergilemese, heh tamam bu sefer oluyoruz galiba dediğinde başka bir sevgiliyle karşısına çıkmasa Hazal'a aşık olmak isterdi. Geçmişi düşününce bunun mümkün olmadığını biliyordu.
- Alınmalı mıyım?
- Hayır, ben bir ilişki istemiyorum sadece. Çok büyük bir sorumluluk gibi geliyor bana, hep aynı kişiyle sevişmek zorunda olmak o bağlılık üüüf içim daraldı, dur şuradan sigaramı alayım.
Sigarasına uzandı, Hazal da bir tane istedi. Arın'ın yanındayken sigara içmek keyif veriyordu ona, çok az insanın yanında bu tadı alırdı. Başka zamanlarda aklına bile gelmezdi içmek.
- Başka birisini arzuladıklarında insanlar ilişkilerini bitirebiliyorlar biliyorsun değil mi?
- Veya senin gibi aldatıyorlar.
Yüzünü buruşturdu Hazal.
- Geçmişte yaşandı onlar, şimdi kimseyle sevgili değilim.
- Her sevgilini benle aldattın.
- Gurur duymalısın o zaman, senin varlığını dolduramamış kimse demek ki.
Arın da aslında aşık olmuştu Hazal'a, bir zamanlar... Hazal her yeni ilişkiye başladığında, onu tamamen kaybetme korkusu, onun tanıdık tenine dokunamama korkusunu aşk sanmıştı. Belki de aşktı, karşılığı hak etmeyen bir aşk, karşılığı olduğunda yok olan bir aşk. Ya da her ona aşık oluşunda Hazal başkasına gitmişti. Mümkün müydü böyle bir denk geliş? Güvenmiyordu ona, onunla sevgili olsalar onu kiminle aldatacağını kestiremiyordu. Kendisi de aldatırdı zaten.
- Sevgili gibi olduğumuz zamanlar oldu ama değil mi Arın?
- Sadece senle görüştüğüm zamanlar oldu evet, ama hiç emin değilim senin de sadece benimle görüştüğün zamanlara denk geldi mi bu?
- Ne takıldın be buna! Şöyle düşün, sevgililer gibi dolaştığımız, vakit geçirdiğimiz, seviştiğimiz, birbirimize özledim diyebildiğimiz bir zaman olmuştu. Sadece resmi olarak sevgili değildik bu yüzden ayrılmamız da gerekmedi.
- Aynen.
- Niye hep hayatımda oldun? Bu kadar uzun süre boyunca hayatımda olmanın ve hiç kopamamızın bir anlamı olmalı. Mantıksız geliyor, hep hayatımda ol istiyorum. Seninle sevgili olabileceğimi düşünmüyorum. Ama çok istiyorum!
- Birbirimiz hakkında bu kadar çok şey biliyorken pek mümkün değil gibi bu.
- Birbirimiz hakkında bu kadar çok şey biliyor olmamız iyi bir şey değil mi?
- Benim için değil, seni kaybetmek istemeyeceğim kadar.... hayır düzeltiyorum seni, seni kaybetmek istemeyeceğim şekilde seviyorum.
- Şu an birbirimizin hayatlarında olmamızın sebebi geçmişimiz, tüm yaşananlar biliyorsun değil mi?
- Biliyorum.
- Geçmişi bıraksak?
- Olurduk belki.
- Olurduk belki. Olmayacağımızı geçmişimiz ile garantiledik değil mi? Ama aynı zamanda geleceğimizde olacağımızı da yine aynı geçmiş garantiliyor.
- Sevgili olmayacağımız garanti de... belki sen sevgili yapar ve beni hayatından tamamen çıkarırsın, deniyorsun bunu hep. Bir gün başarılı olacağına inancım tam.
Omuzlarını silkerek cevap verdi Hazal. Onun da umduğu buydu zaten, ne olduğunu bilmediği bu ilişki bir şekilde sonlansın istiyordu. Arın'la ilgili ne istediğini bilmiyordu, sadece öyle ya da böyle bir sonuca bağlanmasını istiyordu. Arın'dan kaçmak için başkalarıyla birlikte olmayı denemişti önceden, nefsine hakim olamayıp bir şekilde yine Arın'la görüşmeye devam etmişti sonra. Ona olan hisleri ve aralarındaki ilişki yalama olmuştu bu yüzden, Arın'a aşık olsa bile hâlâ, bunu gerçekten hissetmiyordu. Belirsizlik canını sıkıyordu, yakında yine bir sevgili yapar Arın'ı çıkarmak isterdi hayatından. Sonra yine beceremez, bu ne olduğu belirsiz ilişkinin içine yine sokardı kendini.
-Gitmem lazım artık benim, dedi Arın saatine bakarak.
Öpücükle uğurladı Hazal onu. Pencereye doğru ilerledi Arın'ın gidişini izlemek için, sigara paketini orada unutmuştu. Bir sonraki gelişinde kullanması için olduğu yerde bıraktı paketi. Hayatındaki varlığını seviyordu Arın'ın. Birlikte olmaları için ne çok sebepleri vardı aslında.
Başını kaldırıp pencereye bakmak istedi Arın ama Hazal ile göz göze geleceğini biliyordu. Cebinde sigara paketinin boşluğunu hissetti. Bir sonraki gelişine kadar saklardı Hazal paketi, en azından bu konuda onu tanıyordu. Hayatındaki varlığını seviyordu Hazal'ın. Birlikte olmamaları için bu sebep yeterliydi aslında.
Bir anda aynı his geçti ikisinin de içinden.
Bir anda karar vermişlerdi, bir anda nereden çıktığı belli olmayan bir soru ile olması gerekeni gördüler.
Arın'ın sigarayı bırakma kararı aldığı gündü. Hazal'ın ise sigara içerken kimseye eşlik edesi gelmedi o günden sonra.


