TAHTEREVALLİ - Bölüm 1

.1.



"Geri zekâlı herif!"

Sokak lambalarından birinin ışığı tam yolun üzerinde titrerken Derin, caddenin ortasında yatan yaralı kedinin yanına fırladı. Kedinin yanı başına oturdu ancak ellerini ne yapacağını bilemez bir şekilde havaya kaldırdı. Avuçları gökyüzünden yardım dilercesine yukarı çevrildi, yardımın gelmeyeceğini hızlı bir şekilde anlayan beyni ise yumruklarını sıkarak yapılabilecek en mantıklı şeyin ne olduğunu hesaplamaya başlamıştı bile. Eğilip minik karnının üzerine iki parmağını dayadı bir kalp çarpıntısı duyma umuduyla. O kadar minikti ki, daha dün doğmuş dense inanırdı. Küçükken ablasıyla besledikleri kediyi düşündüğünde bu kedinin de yaklaşık iki aylık olabileceğini düşündü. Ancak bu kediye çarpıp kaçan kişinin iki aylık bir kedi kadar aklı olmadığına emindi!

Sokağın köşesinden hızla dönerek gelen bir araba, tam da Derin'in kitabevinin önündeki caddede minik bir kediye çarpmıştı. Bir an duraksayıp sonra yine aynı hızla arabasını sürmüştü arkasına bile bakmadan. Bir şeye çarptığını fark etmemiş olması imkansızdı. 

Derin, kazanın olduğu sırada kapısının önüne koyduğu sandalyesine oturmuş, her zamanki gibi sakince günü bitirmenin verdiği keyifle bir sigara yakmıştı. Güzel bir gün geçirmişti, her şey olması gerektiği gibiydi. Sabah erkenden dükkanını açmış, kahvesini içmiş, kitabevine gelen öğrencilerle muhabbet etmiş, sıradan bir gündü; en sevdiğinden, hiçbir sürprizin olmadığı... Tam dükkanını kapatıp, hemen dükkan üstündeki evine çıkmadan biraz keyif yapacakken; semtlerinin sakin akşam esintisi bir aracın hızla gelen motor sesini taşımıştı kulağına. Dükkanının önündeki sandalyesine oturmuş, gülümseyerek yolun karşısında oynayan minik kediyi izliyordu sigarasını üflerken ancak beyni araç ve kedi arasında yaşanabilecek çirkin senaryoyu öngörememişti, sigaradan aldığı keyifle uyuşmuştu. Sigarasının son dumanını yeni içine çekmişti ki daha ciğerlerinden çıkaramadan son model bir araba hızla gelerek rüzgarla uçuşan yaprağın peşinden yola doğru koşan kediyi ezip geçmişti. Sokağın başında arabayı hissettiği anda içgüdüleri oluşabilecek durumu fark edip gözlerini kapamasını sağlamıştı sanki bakmazsa bu kaza gerçekleşmezmiş gibi. Beyni, içgüdülerine kulak verip yaşanacak durumu fark ettiğindeyse artık çok geçti, müdahale edebilecek kadar hızlı yönlendirme yapamamıştı vücuduna. Sonradan düşündüğünde müdahale edebilir gibi gelecekti bu an ama insan yaratılışının getirdiği acizlik, düşünce ve hareketleri arasında çok kısa da olsa bir boşluk oluşturuyordu.

İşlek bir cadde değildi aslında dükkanının olduğu yer. Yolun ortasında yaralı kedinin başında öylece dikilirken çok umursamıyordu Derin ona da araba çarpabileceğini bu yüzden. Sokak lambalarından bir tanesi daha yanıp yanmama konusunda kararsızlığını dile getiriyordu Derin çaresiz bir şekilde kedinin başında dururken.

Hem evinin hem dükkanının bulunduğu sokak sakin ve huzurluydu, gündüzleri çoğu yayanın yolunun üstü sayılırdı. Mahalleli de kendi halindeydi, seviyeli bir samimiyet vardı herkesin arasında. Her gün görülen yüzler birbirine gülümseyerek selam verirlerdi, aşure haftasında aşure dağıtanlar bile olurdu. Ama kimse gerçekten ne yapıyor, bilmezdi. En azından dedikoducu insanları yoktu bu mahallenin. Kimse gerçekten samimi olmasa da Derin sırf bu yüzden severdi sokağını, elit denebilecek temiz bir havası vardı. Sokağa bakan pencerelerin ait olduğu evlerde yaşan insanlar da fena sayılmazdı, uysal bir halleri vardı. Gerçi sokağı yılanlar bassa onların ayaklarının altında dolanmıyorlarsa bin yaşayabilirlerdi.

Güneşin batmasıyla sessizleşip yalnızlaşan sokak Derin'in küfrüyle çınlamıştı bir anda ama kimse de çıkıp ne oluyor diye bakma gereği duymamıştı. Belki bir ihtimal birileri bakmıştı kapalı perdelerin ardından, seviyeli bir şekilde...

Parmaklarına bu kadar minik bir kediden çıkmasına hiç ihtimal vermeyeceği miktarda kan bulandı Derin'in, kedinin hırıltılı sesini ayırt edebilmek için karnına hafifçe dokunduğunda.

"Oh şükür,yaşıyorsun!"

Nefes aldığını fark edince sevinmişti ama bundan sonrası için ne yapması gerektiğine dair bir bilgisi yoktu. Bulunduğu yerden alsa, canını yakar mıydı? Belki dokunursa daha çok canı yanardı ve asıl o zaman çarpan araba değil, Derin ölmesine sebep olurdu. O kadar zor bir karardı ki şu an vermesi gereken, ne kediyi yerinden oynatabiliyor ne de çekip gidebiliyordu. Tam o sırada caddenin köşesinden yaklaşan başka bir aracın farları gözlerini aldı. Az önceki araç sahibi pişman olup döndü mü acaba diye gözlerini kısarak baktı. Başka bir araç geliyordu, insanlara olan bu saçma umudu yüzünden kendini küçümsedi. Gelen aracın yavaş olması yani aslında olması gereken hızda ilerlemesi onu bir nebze rahatlattı. Çılgınca yolun ortasında hoplayıp ellerini açarak arabanın durmasını sağladı.

"Ne oluyor yahu, deli misin nesin?" diye yüksek sesle söylenirken camını aralıyordu aracın sürücüsü sarışın kadın.

Derin, hemen aracın kapısına koştu ve kadının açtığı cama yaklaşarak konuşmaya başladı. Gerçi araç sürücüsünün bu deli misin lafına biraz bozulmuştu, önemli bir şey olmasa yolun ortasına çıkıp şaklabanlık yapmazdı. Kendinden genç bir kadın görünce sürücünün bu çıkışını onun toyluğuna verdi ve asıl niyeti bir an önce kediye yardım etmek olduğu için açıklamaya başladı:

"Çok, çok özür dilerim. Az önce terbiyesiz sürücünün teki yavru bir kediye çarptı. Kedi minicik ve ben ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Nefes alıyor, ama canını yakarım diye kaldıramadım yerden."

Sarışın kadın az önceki tepkisi yüzünden kendinden utansa da bunu belli etmedi, karşısındaki kadının nazikçe ve tane tane konuşmasının da utanmasında etkisi büyüktü. Hemen kapısını açıp dışarı çıktı ve kedinin yanına koştu. Derin de kadının peşi sıra kedinin yanına gitti.

"Veterinerimi arıyorum hemen. Ona götürebiliriz."

"Ah! Harika, iki dakika verin bana, dükkanımı kapatıp geliyorum."

Derin, dükkanına koşup kapılarını kitlerken, oldukça bakımlı ve alımlı bir kadın olan sürücü de telefonunu çıkarıp çoktan veterinerini aramıştı. Derin döndüğünde, telefonunu omzuyla başının arasına sıkıştırarak konuşan sarışın kadın kedinin birkaç yerine ufak ufak dokunuyordu. Telefondaki kişinin ona talimat verdiği belliydi, kedinin çıkardığı seslere göre neresinde sıkıntı olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Sonra kadın;

"Tamam, getiriyorum yanına şimdi." Diyerek telefonu kapadı. Derin'e döndü;

"Havlunuz var mı?"

"Nasıl?"

Sarışın kadın sorduğu sorunun saçma geldiğini düşünerek açıkladı;

"Kediyi sabit tutabileceğimiz, böyle biraz kalın ve büyükçe?"

"Havlu gibi bir şey mi? Dükkandan hemen getiriyorum."

Yeniden dükkanına doğru ilerlerken Derin'in yüzü buruştu, panik olduğu zamanlarda bedeni soğuk kanlı bir tavır sergilese de söylenenleri ilk anda duymak onun için zor oluyordu. Böyle zamanlarda kendini geri zekâlı gibi hissettiği için bu duruma düşmek hiç hoşuna gitmiyordu. Yoksa elbette havlunun kediyi yerden daha rahat alabilmek için kullanılabileceğini düşünürdü. İlk başta kendi aklına bunun gelmemesi de canını sıktı. Kendisinin şu ana kadar hiçbir hayvanla yakından teması olmadığı için bu çözümün aklına gelmemiş olması konusunda kendine yüklenmemeye karar verdi. Bir dakika geçmeden Derin bu sefer elinde havluyla, yeniden kadının yanındaydı. Sarışın kadın birkaç kez katlayarak sakin hareketlerle havlunun üzerine koydu kediyi.

"Siz taşırsınız değil mi?"

"Tabii tabii." Diyerek kediyi kendi kucağına aldı Derin.

Kadının da elleri kan olmuştu ve kim bilir kaç para verdiği parlak kumaş ceketi... Pek umurunda değil gibiydi. Duygusuz bir ifadeyle sarışın kadının yüzüne bakan Derin bir komut bekliyordu.

"Veterinerim buraya 15 dakikalık mesafede. Muayenehanesine geçiyor şimdi. Ben de bir kediyle yaşıyorum ve veterinerime çok güvenirim, o bize yardımcı olacaktır."

Bunları söylerken bir eliyle Derin'e sırtına dokunarak onu arabasına buyur etmek için yönlendirmeye başlamıştı kadın. Seri hareketlerle arabanın kapısını açıp kendi koltuğuna geçtiğinde sözlerini de bitirmişti. Pratik ve iş bitiren biri olduğu anlaşılıyordu kadının. Arabayı çalıştırıp temkinli ancak hızlı sayılabilecek şekilde ilerlemeye başladılar.

"Ah ya minicik...Nasıl oldu? Sizin kediniz mi? Karnesi varsa karnesini de alsaydık keşke, ama olsun şimdi acelemiz var o sonra halledilir."

Sarışın kadının heyecanlı tavrı karşısında Derin oldukça sakin bir ses tonuyla cevap verdi. Şu an yapabilecekleri her şeyi yapmışlardı.

"Benim kedim değil. Terbiyesiz sürücünün teki hızlı bir şekilde geliyordu sokaktan. Bu minik de bir yaprağın peşinden caddeye atlayıverdi. Her şey o kadar hızlı oldu ki yerimden kalktığımda araç çoktan gözden kaybolmuştu. İşin kötü tarafı sürücünün umurunda bile olmadı."

Sürücünün canı sıkıldığı belliydi anlatılanları duyduğunda ve oldukça içten hislerle bu duruma canının sıkıldığı anlaşılabiliyordu.

"Anlamıyorum insanlar nasıl bu kadar vicdansız olabiliyorlar? Belki fark etmemiştir ama, emin misiniz kediye çarptığını fark ettiğine?"

Şaşırarak kaşlarını kaldırdı Derin, bu soru saçma gelmişti. Saçma bulduğunu belli etmeyecek şekilde cevap verdi.

"Duraksadı bir an. Sonra yine yoluna devam etti."

"Hadi ya..." 

Çarpan kişiyi cezalandıramamanın sıkıntısı ve daha onun gibi birçok insanın olduğunun farkındalığıyla karanlık yola bakarak iç geçirdiler.

Veterinere geldiklerinde kapı kapalıydı, sarışın kadın telefonu yeniden eline aldı ve arama tuşuna bastı. Derin, tüm kol boyunca kediyi tutmak için sabitlediği kollarını hiç oynatmamıştı. Araç içinde kemerini bile sarışın kadın takmıştı, havlu işini kolaylaştırsa da pozisyonunu bozmaya niyeti yoktu.  Aslında kedi avucuna sığacak büyüklükteydi ama düz bir zemin hazırlayıp onu üzerine koyarak getirmek tabii ki daha profesyonel bir işlem olmuştu. Sarışın kadın telefonunu tam kulağına getirdiğinde çok yakınlarından bir telefon zili duyuldu.

"Geldim, geldim!"

Kareli pijamalarıyla uzun denilebilecek bir adam geliyordu onlara doğru. Yeni uyanmış gibi saçı başı dağınıktı. Burnunu çekerek ve ayaklarını sürüyerek onlara doğru ilerledi elinde birçok anahtarın bulunduğu bir anahtarlıkla. Anahtarların birbirine çarpmasıyla oluşan çınlamalar arasında kapıyı açacak doğru anahtarı arıyordu. Bir yandan da diğer elinde tuttuğu peçeteye burnunu siliyordu.

"Hasta mısın?"

Sonunda doğru anahtarı bulup kapıyı açmıştı, elleriyle nereye geçmeleri gerektiğini işaret ederken kadına cevap verdi.

"Sorma ya, iki gündür felaketim. Evden dışarı adımımı atamıyordum. Bugün biraz daha iyiyim. Dün aramış olsaydın telefonun sesini bile duymazdım sanırım."
Derin'i çağırdı konuşmaya devam ederken;
"Hadi getirin hemen, şu masaya koyalım, durun yardım edeyim."
Derin dikkatli bir şekilde koymaya çalıştı.
"Aman hemen bırakmayın."
Hareketini daha da yavaşlattı.
"Hah oldu. Teşekkürler."
Veterinerden onayı almıştı ama verilen direktifler biraz sinirini bozmuştu, kediyi kum torbası gibi atacak değildi ya... Adam konuşmaya devam etti.
"Ellerinizi yan taraftaki lavaboda yıkayabilirsiniz. Sema hanım gösterir size yerini. Şimdi siz çıkın, ben hallederim."
Kibarca Derin'i muayene odasından kovdu. Ardından kapıyı kaparken veterinerin kediyle konuştuğunu duydu.
"Ne kadar da minikmişsin sen, iyi edelim hemen seni."

Derin, şaşkınlığını üzerinden atamamış bir haldeyken sarışın kadının gösterdiği yerde ellerini yıkadı ve beraber kapının önüne çıktılar.

"Az önce tanışamamıştık, ben Sema."
Kendine uzatılan bakımlı ve manikürü yapılmış parmaklara temas etti Derin'in sadece oje sürerek güzelleştirdiği parmakları.

"Ah, ben de Derin. O kadar hızlı oldu ki her şey... Düşünme yeteneğimi daha yeni geri kazanıyorum sanırım."

"Poyraz iyi eder onu şimdi. Genç bir veteriner olabilir ama işini gerçekten iyi yapıyor. Babası da veterinermiş, o yüzden küçüklükten beri her türlü hayvan ameliyatını görmüş. E meraklıymış da... Siz endişelenmeyin, elinden geleni yapacaktır."

"Ben şu an ne hissettiğimi pek bilmiyorum. Endişelenme kısmını arabada bitirdim sanırım. Şu an işin ehli birine yetiştirebildiğimiz için daha iyi hissediyorum."

Gülümsedi Sema.

"Yalnız, caddenin ortasında sizi öyle görünce dedim çattık akşam akşam. Delinin teki durmuş yolun ortasında."

"Deli gibi gözüktüğüme eminim. İyi ki sizin gibi biri geçiyormuş oradan. O sırada ne yapacağımı gerçekten bilemezdim, hiç hayvan beslemedim bu yaşıma kadar. Ne kadar minik olsa da bir canın ağırlığı hep aynı, en hızlı ve mantıklı çözüm sizi durdurmak gibi geldi."

Veterinerlik kapısının önünde bir bank vardı. Derin, sakin ve sanki oraya daha önce de gelmiş gibi bir tavırla banka oturarak bacak bacak üstüne attı. Sema'ysa kendini oraya yeni gelen bir yabancı gibi hissetti birden. Tüm süreci çözmek için hızlandıran oydu ama Derin'in hakimiyeti içerisine girmişti ortam. Davranışlarındaki samimiyet yadsınamaz olsa da Sema yeni tanışmış olmalarının getirdiği seviyeden daha farklı bir duvar hissediyordu aralarında. Derin'in kurallarına göre ilerleyecekti konuşmaları.

"Açıkçası bir kedim olmasa ne yapacağımı ben de bilemezdim. Zaten bilemedim de, Poyraz'ı aradım hemen. Ah, bu arada işiniz varsa ben sizi geri bırakabilirim?"

"Yok yok, dükkanı kapatmıştım. Son keyif sigaramı içeyim derken bu olay oldu." Dedikten sonra sigara içerse sersemliğini atacağını fark etti Derin. Havlu alırken, unutmuş olduğu çantasını da kapmıştı. Elini içine atıp bir Camel çıkardı, Sema'ya da uzattı;

"Teşekkür ederim, bende de var paket." Diyerek kendi çantasından Davidoff paketini çıkardı. İlk dumanlarını içlerine çektikten sonra Sema;

"Aa dükkanınız mı var? Ne üzerine?"

"Kitabevim var." Derin konuşurken Sema'nın yüzüne bakıyordu. Bunu bir güç gösterisi olarak yapmıyordu elbette ama uzun zamandır işlettiği ve bu semtte oldukça popüler olan kitabevinden bahsederken gururlanmasına engel olamıyordu.

"O caddede tek bir tane kitabevi var o da Derinay Kitabevi, sizin mi yoksa? Harika! 4 sene önce buraya geldiğimden beri ismi hep dikkatimi çekiyordu, birçok arkadaşımdan da duydum ama bir türlü fırsat yaratıp gelememiştim. Sizinle tanışmamız ve benim oraya gelebilmem için böyle tatsız bir olay yaşamamız gerekiyormuş demek."

"16 senedir Derinay'ı ben işletiyorum. Umarım tatlıya bağlanır da siz beni güzel sonlanan bir anı vesilesiyle ziyaret edersiniz."

"Ah umarım!"

Tam daha başka ne konuşabiliriz diye düşünürken Sema'nın beyninde Derin'in orayı 16 senedir işlettiği cümlesi yeniden yankılandı. Kendisinden büyük olduğunu fark etmişti ama ne kadar büyük olabilirdi ki? 24 yaşındaydı Sema, boyalı sarı saçları ve yoğun yapmayı sevdiği makyajı onun yaşını daha büyük gösteriyordu. Bu görünüşünden memnundu ama bırakın 16 seneyi, diplomasını bile yeni almıştı o. Kafasında tahmini ufak bir hesap yapmaya çalışsa da başarılı olamadı ve sormaya kadar verdi. Derin'in seviyeli duruşundan biraz çekinse de onu terslemeyeceğini veya alınmayacağını hissedebiliyordu.

"Çok pardon, yanlış anlamayın beni ama 16 sene derken? İlkokulda falan başladınız herhalde işletmeye?"

İkinci cümlesini söylemesiyle her ne kadar görüntüsünü büyültse de aklını henüz büyütemediğini belli etmişti. Ancak Sema'nın toyluğu Derin'i eğlendirmişti biraz ve bu komik olmayan söz üzerine herhangi bir yorum yapmaya gerek görmedi.

"20 yaşındayken babamın desteğiyle açtık Derinay'ı. Aslında ablamla işletiyorduk. Sonra da bana kaldı."

Sema sigarasından bir duman daha çekti içine ve gözlerini kısıp yukarı doğru üfledi zehrini, Derin'in yaşını hesaplıyordu. Sonra gözlerini kocaman açıp Derin'e döndü.

"36 yaşında mısınız gerçekten?" Sema'nın sigara dumanı şaşkınlıktan boğazına kaçtığı için öksürerek bunu ancak söyleyebilmişti. Bu çocuksu içtenlik Derin'i gerçekten eğlendirmişti. 10 sene önce o da bu kadar heyecanlı ve mimikli mi konuşuyordu acaba?

Cevabını gülümsemesiyle verdi.

İki kadın, Salı akşamını bu şekilde geçireceklerini önceden tahmin edemezlerdi, birbirlerinin hayatlarında nelere yol açacaklarına da... Biraz sonra Poyraz içeriden çıktığında daha da bitmiş ve tükenmiş gözüküyordu.

"Hastamız yaşayacak." Dedi burnunu çekmeye devam ederek.

Sema neşeli bir şekilde ellerini çırptı. Derin de bir oh çekti ve rahatlayarak arkasına yaslandı.

Şimdi dinlenme ve arkasına yaslanma sırası Poyraz'daydı, bitkin bir halde yanlarına çektiği sandalyeye attı kendini.

"Sizinle tanışamadık, ben Poyraz." Diyerek elini uzattı. Ancak sonra hasta olduğunu hatırlayarak tam Derin elini uzattığında geri çekti.

"Hasta olduğumu unutmuşum bir an! Hiç sıkmayayım elinizi."

Derin'in eli havada kalmıştı ama Poyraz'ın sempatik tavrı bu garip anın kolayca toparlanmasını sağladı.

"Geçmiş olsun, Derin ben de. Kedi nasıl peki? Kötü mü durumu?"

"Bu gece burada kalması iyi olacak, yarın sabah ben yeniden kontrol ederim. 7 dikiş atmam gerekti. Durumu çok kötü değil gibi duruyor. Kırığı çıkığı var mı diye iyice baktım her yerine, şanslıymış minik. Sizin kediniz mi?"

"Yok, sokak kedisi. Ama artık benim olacak ya da ben mi onun olacağım demeliydim?"

"Harika! Bayılırım böyle insanlara. Ama annesi bakıyor olabilir kontrol etmek lazım, küçük çünkü."

"Zaten benim kitapçımın oradaydı. Eğer annesi bakıyorsa onlar da bana arkadaş olurlar ve dükkanın önünde beslerim. Senelerdir oradayım. Neden bir kedi yuvası yapmadım, bilmiyorum. Su ve mama koyuyorum ama gerçekten kedilere yuva açabileceğimi ve sahiplenebileceğimi hiç düşünmemiştim."

"Hiçbir şey için geç değildir yine yapabilirsiniz Derin Hanım." Diyerek çok içten bir şekilde gülümsedi veteriner. Derin, tam Poyraz'ın gülüşünden etkilenecekti ki;

"HAAAPŞUUUV!!" sesiyle inledi tüm sokak. İki kadın ani gelen bu hapşırıkla yerlerinden sıçradılar.

"Çok pardon, ben artık gitsem iyi olacak."

"Evet dinlen sen Poyraz. Ben de Derin'i bırakayım. Ay çok özür dilerim Derin Hanım'ı demek istemiştim."

"Sorun değil Semacığım bana istediğin gibi seslenebilirsin. Abla deme tabii de." Diyerek dediğine ters düşecek bir abla tavrıyla gülümsedi.

Poyraz iki kadın arasındaki bu saçma konuşmadan bir şey anlamamıştı. Sema'nın abla demesini gerektirecek bir büyüklükte olamazdı Derin. Kadınların yaşları arasında yaptıkları bir espri falan mıydı acaba bu?

"HAPŞUU!"

Bu sefer sadece Sema irkilmişti hapşırıktan; "Ay sen gerçekten çok kötü hasta olmuşsun. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa ara, Serkan'la atlar geliriz hemen."

"Tamam merak etme, selam söyle Enişte'ye, Serkan'a söylemesen de olur. Çok memnun oldum Derin hanım hiç uzatmıyorum elimi. Mikroplarımı yeterince etrafa saçtım. Yarın sizi bekliyorum o zaman kediyi almak için, doğru mudur?"

"Ah evet, tabii ki, mutlaka geleceğim."

"Sahipsiz bir hayvanı veterinere teslim eden herkes geleceğini söyler..."

Tek kaşını kaldırarak bekledi Derin  'Ne demek istiyorsunuz?' dercesine.

Panik olan Poyraz gözlerini açarak devam etti sözüne;

"Sizin geleceğinizden eminim tabii."

Derin, Poyraz'ın bu tepkisine biraz bozulmuştu. Ne demekti hep böyle derler? İyi niyetle söylenmiş olsa bile genellemelere tabi tutulmayı hiç sevmezdi Derin. İşini düzgün yapıyor olabilirdi Poyraz ama bu Poyraz'ın her gün gördüğü sorumsuz kendi yaşıtlarıyla Derin'i bir tutabileceği anlamına gelmiyordu.

"Merak etmeyin, sözümü tutmayı sizin yaşınızdayken çoktan öğrenmiştim ben."

Poyraz pot kırdığını anlayıp kızardı; ne yapacağını, nasıl çevireceğini bilemedi. Zaten tam olarak neden laf sokulduğunu da anlamamıştı. Neyse ki Sema ortaya atlayıp onu bu durumdan kurtardı;

"Derin hanım biliyor muydunuz Enişte de benim kedim; sizi tanıştırayım bir gün, çok seversiniz. Hadi ben sizi bırakayım, bekletmeyelim ailenizi. Sen de git dinlen Poyraz, ateşin çıktı herhalde." Son cümlesini söylerken gözlerini imalı bir şekilde açmıştı Derin'in göremeyeceği bir şekilde.

"Şey..."

"İyi akşamlar Poyraz Bey." Sema'nın arabasına doğru sırtı dik bir şekilde yürümeye başlamıştı bile Derin. Omuzlarına vuran saçlarının dalgası da sanki onun kendinden emin tavrına uygun olarak, tek bir teli bile diğerlerinden ayrılmadan, yumuşak hareketlerle adımlarına eşlik ediyordu. Bir okyanusun derinlerindeki dolgun dalgalar gibi...

"Şey... İyi akşamlar Derin hanım. Memnun oldum yeniden."

Poyraz kafasını kaşıyarak Sema'nın arabasını, içinde Derin'le birlikte uzaklaşırken izledi. Yine bir pot kırmıştı. Kadınlarla konuşmayı hiç öğrenemeyecekti herhalde. Bir de böyle güzel kadınlar olunca karşısında zevzeklik yapıyordu iyice. Derin'in ona bakacağını düşünmüyordu tabii, ailesi de varmış. Parmağında yüzüğü yoktu ama belli olmazdı bu işler. Yine de kendinden emin ve olgun tavrı hoşuna gitmişti. Arkalarından bakarken iç geçirmekten kendini alamadı.
Sema'yla aynı yaştaydı Poyraz. Konuşmalarından Derin'in Sema'dan ve kendinden büyük olduğunu çıkarmıştı. Ama ne kadar büyüktü acaba?
Yarın mutlaka özür dilemeliydi, tabii gelirse...

HAPŞUUUU!
Bu sefer çevresinde ona çok yaşa diyecek kimse yoktu. Yalnızlığına iç geçirdi ve evine doğru yürümeye başladı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder