Bir kalıba sığdıramadığım bir kalbim vardı benim. Öyle bir coşkuyla doluydu ki, ölene kadar sürer gider sanardım. Herkese yeterdi, sevmeyi bilmeyenlerle bile savaşabilirdi.
Sonra büyüdüm sanırım, büyüdüm ve bir kalıba soktum kalbimi. Kalıplar oluşturmasaydım kalıpsız hikayelerde gireceği şekli bilmeden ezilip büzülmeye devam edecekti.
Karmakarışık bir dünyada, düzgün bir şekli olsun istedim biraz da.
Beş sene önceki halimden daha olgun kalbim şu an. Acıdı, acıdıkça acıya alıştı. Bu halim beni korkutuyor ve yalnızlaştırıyor. Yalnız olmak istemedikçe içime kapanıyorum, kilitliyorum kapılarımı. Sevmeyi ne kadar istesem de bir o kadar da boş geliyor. Hele de aşık olmak... Ne saçma birine tutkuyla bağlı olmak, geceleri beraber uyumak ve sarılmak.
İyi geliyor gelmesine ama kalıbımı doldurmuyor.
Kalıp yanımda kalıbımı anlamaya da çalışmıyor kimse zaten. Anlamaya üşenip vazgeçiyorlar.
Kal diyemiyorum ben de artık kalkıp gidenlere. Vaktin olursa gel diyorum çocuksu bir masumlukla.
Kimi hikayelerimi unuttum bile. Bugün fark ettim, kalıbına tükürdüğüm saplantımı bile unutmuşum. Aman çatlamasın kabı diye söylenen görüşürüzlere gerçekçi hoşçakallarla cevap verdim ben. Söylenen geçiştirmelere karşılık daha az üzüleyim diye dilimden çıkan gerçekler çatırdattı beni yine de. Her seferinde daha sağlam bir kalıp oluşturdum. Her seferinde işte bu sefer oldu dedim.
Kalıbımı basarım ki bu sefer oldu dedim.
Kalıcı hasarlar aldım.
En sonunda da kendime kadar kaldım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder