
YAZILANLAR TAMAMEN KURGUDUR, GERÇEK KİŞİ VE KURUMLAR İLE İLİŞİĞİ YOKTUR.
Sandığınızdan Farklı Ne Vardı?
Dök dök, aklında ne varsa dök gitsin birden. Dikkat etme
kurallara, ya da kelimelerin doğruluğuna.
Yaz gitsin.
Ne görmüştün dün gece rüyanda? Ha o müthiş fikir, n’oldu
sahi, bir mantığa oturttun mu? Oturtamadın değil mi? Aman olur öyle, boş ver
sen, dök içini gitsin. Kime ne lan senin seviyorum diye bebek gibi ağlamandan.
Erkek adam ağlamazmış, sıçtırtma şimdi ağzına. Seviyorsan ağlayacaksın tabii.
Tamam tamam ama şimdi kes zırlamayı, anlat bakalım nereden
geldin sen buraya?
…
Nereden geldim ben buraya?
Yalnızlıktan geberen adamın tekiydim ben. Çok çirkin değildim
ama pek şansım yoktu herhalde. Bakıyordum millete ne karılar bulup takıyorlardı
kollarına, lan diyordum benim neyim eksik? Belki biraz fazla kıllıydım ama ne
maymunlar eş buluyor da yuva kuruyorlardı. Bense anca pencereden kuşlara ekmek
kırıntısı bırakıyordum işte.
Sevememiştim şu yaşıma kadar doğru düzgün. Ben sevmiştim
aslında sevmesine de onlar bilmemişlerdi hiç. Öyle içimde yaşamıştım hep. Ama
insan istiyordu işte… Evde ses olsun, ikinci bir tabak daha olsun sofrada.
Evleneyim de istiyordum hani… Düğün müğün yapacak para yok ama insan
niyetlenince yapardı. Kredi çekilirdi, borç alınırdı. Peder destek çıkardı,
bulunurdu işte bir yolu.
Vardı aslında yanık olduğum bir hatun. Arka sokaktaki Hıdır
Baba’nın ortanca kızı… Hıdır Baba’dan korkar tüm mahalle, bendeki de ne
cesaretse hoşuma gidiverdi işte kızı. Arada denk geliyorduk markette, aynı
semtteydik üç senedir. Artık göz aşinalığından mıdır nedir gülümseyerek başıyla
selam verip de geçiyordu yanımdan. Ben de gülüyordum tabii, selam vereyim diye
değil de onun gülümsemesini gördüm diye bir mutlu oluyordum işte. Bir yandan da
olmaz diyordum, bu kız bana gelmez, beğenmez beni. O beğense zaten Hıdır Baba
beğenmezdi.
Bir gün artık baktım ekmek kırıntısı bıraktığım kuşlar bile
çift uçar olmuş, sıçarım lan böyle işe gidip konuşacağım ben bu kızla dedim.
Adı da Yaren’miş. Ne güzel seslenirdim ona Yaren’im, yârim diye… Olur mu olurdu
ha. Neyim eksikti maymunlardan, oldururduk bir şekil.
Akşam yemeklerinde hep bunu gönderirlerdi markete, belledim
saatini. Çok özenmedim ama güzelce giyinip gittim markete iki ekmek almaya.
Baktım kız da tam kasada, allaaah dedim yürü oğlum ilahi düzen senden yana.
Kasada bakıp yine gülümsedi tabii bana, aldım ışığı durur muyum? Beş lirayı
kasaya bırakıp üstünü bile beklemeden kızın arkasından çıktım marketten.
Dedim ki, “Pardon iki dakkanızı alabilir miyim?”
Dedi ki; “Efendim?”
Dedim ki; “Çok özür dileyerek, yanlış anlamazsanız şayet ben
Samet. Sürekli karşılaşıyoruz, artık ayıp oluyor kendimi tanıtayım dedim.”
Gülümsedi yine, değilseydik de maymun olduk gerçekten o an
hatunun karşısında. Gülüverince atlayasım geldi ağaçlara.
“Ben de Yaren.”
Dedim ki; “Ne de güzel isminiz varmış.”
Sanki bilmiyorum ayağına yattım ki kız bizi sapık falan
sanmasın. Ama konuşmanın sonrasını hiç düşünmediğimden öyle mal gibi kaldım.
Neyse ki hatunun da az biraz gönlü varmış, tatlı tatlı başladı konuşmaya.
Gel zaman git zaman tanıştık iyice, alıştık birbirimize,
artık dışarda buluşur, çay kahve içer olduk. Hemşireymiş melek seslim. Ben de
iyi kötü bir şeyler kazanıyordum fabrikada depoculuk işinden. Yârim de pek iyi
huylu maşallah beraber hallederiz her şeyi deyip duruyordu zaten. Başladım ben
her gece hayaller kurmaya. Ne güzel işte tıngır mıngır yaşar giderdik. Benim
tatlı rüyaları bölen bir Hıdır Baba vardı ama ona da bir yol bulurduk.
Artık dedim işi ciddiye bindirmenin vakti geldi Samet, al
yüzüğü tak kızın parmağına. Ama işte bir yandan da parayı denklemek lazımdı. Ne
yapsam ne etsem diye düşünürken Salih geldi aklıma, eli kolu uzundur bunun. Mutlaka
vardır bir tanıdığı bulur ucuz yollu bir yerlerden dedim, aradım direkt, dedim
nerdesin, dedi dükkandayım gel.
İşimiz düştü ya mecbur gideceğiz, yoksa hayatta ayak basmam
ben o dükkâna. Manyak manyak şeyler var içinde. Her türlü sapığı oraya gidiyor.
Neyse ki dükkânın olduğu apartmanda başka ofisler de var da nereye girdiğimiz
belli olmuyor.
Girdim içeri, içerde kırmızı yanıp sönen ışıklar… Cansız
manken üzerinde deri kıyafetler, kırbaçlar, üçlü beşli toplar.
“Bu ne lan, bunla n’apıyorlar ki?” dedim sıralı toplardan
oluşan bir aleti elime alıp.
Güldü pis pis.
“Kuyruk gibi düşün abi.”
Hay sıçayım senin kuyruğuna deyip atıverdim elimden. Neyse
ben buna anlattım niyetimi, dedim vardır senin bana yardımcı olacak bir
tanıdığın ucuzundan fiyakalı bir yüzük falan.
“Abi bende de yüzük var.”
“Dalga geçme lan benle.”
“Valla var abi, ama işte yengeye onla evlenme teklif
edemezsin, belki evlendikten sonra kullanırsın.” deyip yine güldü pis pis.
Yardım edecekti de işte kendi ürünlerini de satacak illa
arada, neremize takacaksak artık bunun sattığı yüzüğü…
“Bir evlenelim de bakarız sonra.” dedim geçiştirdim.
Sonra başladı bu anlatmaya, üst tarafına kuyumcu açılmış
bunun. Adam da iyi iş yapıyormuş, erotik shop üstünde olunca tabii düşünülenden
daha fazla dikkat çekmeye başlamış. Normalde baksan kim gelir buraya dersin,
ama kuyumcuya bakacağız ayağıyla bizim Salih’in dükkanına doluşuyormuş millet.
Kimisi de metresine buradan kostüm alırken yukardaki kuyumcudan da bir kolye
alıyormuş karısına hediye. Vay dedim millet yolunu bulmuş.
Hemen çıkıverdik cenabet dükkândan yukarı kattaki kuyumcuya.
Biz bir şekil bol indirimli aldık mı güzel bir yüzük, oh dedim tamam benim iş
oldu. Şimdi gideceğiz kıza güzel bir evlilik teklifi yapacağız. Nasıl
hevesliyim, oh çekip duruyorum, diyorum içimden asırlardır süren yalnızlık
bitiyor.
“Şöyle afilli bir kutuya koyayım mı abi yüzüğü?”
“Fiyat farkı olacak mı?”
“Bir 100lük daha atsan yeter.”
Salih atladı aradan.
“Hadi len oradan, benim sana verdiğim kutulardan birine koy
işte. Sanki aynı ürünü kullanmıyoz. Bir de kazıklayacak bizi şerefsiz.”
“Aman tamam be…” deyip hazırladı yüzüğü kuyumcu.
Birden TAK diye kuyumcudan içeri dombili bir kadın girdi. Merdivenleri
çıkarken göbeğini taşıyamamış, nefes nefese kalmış. Bir de zenginlerin
taktıkları şu parıl parıl gözlüklerden takmış. Bir hışım çıkardı fiyakalı
gözlüğü, başladı bağırmaya.
“NEREDE O?”
Baktım Salih puştuyla kuyumcu itinden ses yok ben sordum
artık.
“Ne diyon ablam?”
“NE RE DE O?”
“Kim nerede ablam?”
“Kocam denecek itin teki. Yanlış adreslere göndermiş
hediyelerini pezevenk! Meğerse metresine ipten donlar alıyormuş aşağıdan. Buradan
da bana kolye molye. Ufacık kutunun içine sığınca tabii don, karıştırmış bu da
hangisi hangisine diye.”
Salih güldü omzumun arkasından, fısıldayarak “Diş ipi diye
hediye etmiştir belki?”
Elimle hızlıca vuruverdim koluna, evlilik arifesi gerek yok
atraksiyona. Ama Salih boğazını temizledi girdi konuşmaya. Hah dedim bizim
cingöz halledecek ve gideceğiz artık buradan. Kadın zebellak gibi dikildi
kapının önüne, çekileceği yok.
“Sen şimdi neye kızdın anlamadım ben ablam? Pahalı hediye
gitti diye miii, sana don almadı diye mi?”
Salih’e güvenende kabahat. Az kız ağlatmamıştı ortaokulda
dalga geçip de. Şimdi adam olmasını, durumu kurtarmasını mı bekleyecektik. Kadın
da sinirlendi tabii,
“Terbiyesiz!” deyip fırlattı elindeki minik kutuyu.
Suçsuz benim ya ortamda, benim kafama isabet etti içinde don
olan kutu. O darbeyle elim ayağım boşaldı, sendeledim kuyumcunun tezgahına
doğru. Sinirlendim ama şimdi kadın da incinmiş belli atarlanmak olmaz, bir
sabır çekip işi tatlıya bağlamaya karar verdim.
“Ablacım, adam burada yatıp kalkmıyor ki diğer kadının
yanında yatıyorsa yatıyordur. Sen oraya git, ne akla hizmet buraya geldin?”
Kadının adresini bulmaya gelmiş, donun kutusunun içinde
bizim Salih’in dükkânın adı yazıyormuş. Bu deli karı da Salih metresin adresini
biliyordur diye koşmuş gelmiş. Yok, dedi Salih, vallla bilmiyorum, ama istersen
Ceysın’a soralım.
Dedim ya eli kolu uzundur diye, kesin birilerini bulurdu bu
etraftan bizi şu kadının çenesinden kurtaracak.
Ama akıllımın Ceysın dediği de bir üst kattaki medyummuş.
Hay dedim seni vereceğin akla sıçayım. Eğildi fısıldadı yine kulağıma;
“Abi şşş sever hatunlar böyle işleri.”
Harbiden de kadının gözleri açıldı medyum lafını duyunca.
Hemen, dedi, gidelim.
Fazla uzaklaşmaya gerek kalmadı zaten, üç merdiven çıkınca
vardık Ceysın’ın yanına. Dünyaca ünlüymüş bu herif de. Lan insanlar nasıl olur
da medyumluktan para kazanır da yolunu bulur meraktan ben de bir bakayım dedim
içeri. Bakmaz olaydım. Adamın yaktığı tütsüler bir midemi bulandırdı, bir
başımı döndürdü oturdum, kaldım. Elim ayağım oynamaz oldu. Neyse ki Salih tuttu
kolumdan da çıkardı beni dünyaca ünlü medyum Ceysın sisinden.
Dedim “Oğlum iyi yere kapak atmışsınız, burada hepinize iş
var.”
Güldü yine pis pis pezevenk.
Sonra anladım çeteymiş bunlar, bir tezgâh yapıp zengin
adamları, kadınları böyle böyle birbirlerine yönlendirip iş çıkarıyorlarmış. Hanıma
sürpriz yapalım kargoyla gönderelim, hatuna sürpriz yapalım afilli pakette
lokumla gönderelim derken ortalığı karıştırıyorlarmış dümbelekler. Aman dedim
daha da işim düşmez umarım sana.
Medyum Ceysın da karıyı kitlemişken sıvışıverdim ben ordan. Giderken
arkamdan bağırıyor Salih iti bir de, abi benden de yüzük alacan bak unutma diye.
“Alır bir tarafıma takarım artık onu da!”
Güldü yine pis pis.
Neyse elimde yüzüğüm ben sallana sallana gidiyorum. Yav
dedim ne biçim olaylara karıştık durduk yere. Paçayı iyi kurtardık, ucuza da
kapattık. Şimdi Yaren’ime kavuşabilirim.
Memleketten çağırdım anamı babamı, benim hatun da ayarlamış
ailesini. İstemeye gideceğiz, orda da yüzüğü takacağız. Hıdır Baba’dan korkuma
altıma sıçmasam bari diye dua etmekten de geri kalmıyorum ama. Geçen sene yârimin ablasını
evlendirirken bu salaklar flörtleştiklerini ağızlarından kaçırmışlar. Hıdır
baba da benden gizli bu herifle mi buluşuyordun lan deyip bir güzel dövdü oğlanı.
Kızlarına bir fiske vurmaz ama tüm hıncını oğlandan çıkarıverdi işte. Sonra
olaylar tatlıya bağlandı ama gerek yok şimdi oram buram kırılsın. O yüzden biz
kılıfını uydurduk, kaynanam görücüye gelecekler diye söylemiş. Benim peder de iyi
huyludur zaten gördük beğendiğe getiririz sorun olmaz dedi. Oh dedim babam…
Biz gittik, kahvelerimizi içtik, kızı istedik, verdiler
sorun morun çıkmadan. Artık yüzük takmaya geldi sıra.
Yaren’im de ne güzel olmuştu ama…
Anam çantasından çıkardı verdi kutuyu. Kayınbabama yaranacağım
ya, dedim babacım sen aç, sen tak bizim yüzükleri, evimizde senin babalığının
kudreti olsun.
Olur mu canım öyle şey falan filan dedi ama bir hoşuna gitti,
kabardı göğsü. Dedi sonra ben açayım da yüzükleri çıkarayım bari.
Açtı.
İçinden kırmızı don çıktı.
Normal don da değil ama, incecik ipi var. Sonra kayınbabamın
da suratı döndü kırmızıya. Ben dedim ulan Samet şansına sıçayım senin… Gözlüklü
karı kafamıza fırlattığında kutusunu, karıştı bizim kutular.
Kaldım öyle kaderime razı.
Güzel dayak yedim. Yaren’imi de küstürdüm. Hikâyeye bak,
nasıl inanacak ki bana… Neyse ki anlayışlı hatun bizimki.
Üç beş kırığım var, kayınbabamın gönlünü nasıl alacağız onu
düşünüyoruz şimdi kara kara.
Aradık bakalım Salih’i, eli kolu uzundur onun. Bir yol
bulur, barıştırır bizi.
"Buldum yüzüğü getiriyorum abi." de dedi, doğru yüzüğü getirse bu sefer bari.
"Buldum yüzüğü getiriyorum abi." de dedi, doğru yüzüğü getirse bu sefer bari.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder