Yoldan geçen bir adamın ruhuyum ve bir kadının sözlerinin
katranında yontulmuşum. Nerede olduğumun bir önemi yok, orada değilsem olduğum
yerde mutluyumdur. Kim aradı beni zaten yağmurlu gecelerde? Belki de sıcaktan
terlemiş bir şekilde uyandığında o Temmuz gecesi, kabuslarında belirdi
gözlerimin kahvesi.
Kadın mıyım, erkek mi? Hadi bana deli de, istemem ben hiçbir
cinsiyeti. Ama severim kadını da, severim erkeği de. Şöyle erkek gibi elimi
masaya vurup heyt ulen demek de güzel, ayna karşısına geçip kadın gibi vücut
hatlarımı incelemek de. Bu tavırları ne zaman cinsiyetlere mal etmişiz acaba?
Temeline bakınca mantıksız geliyor insana. Şöyle kadın gibi elimi masaya vurup
heyt be demek de güzel, ayna karşısına geçip erkek gibi vücut hatlarımı
incelemek de. E böyle de oldu bu cümle, mis gibi oldu hem de. Demek ki olay
insan olmakta bitiyor aslında. İnsanım ben, biliyorum.
Kendimi biliyorum ben ama, başkasına bunu bildirmek neden
önemli onu çözemiyorum işte.
Sen diyorum sen, sorgulayamazsın beni.
Kim oluyorsun sen?
Ne baktın canım orama burama? Sana mı kaldı benim güzellik
anlayışım hakkında yorum yapmak? Sevmiyorsan git seveceğini bul işte, bana
bulaşma. A a deli mi ne…
Ama madem sordun, söyleyeyim, çünkü en azından sordun;
kendimi tam olarak böyle harika hissediyorum!
Rahat mıyım bu daracık elbise içinde? Sana ne be! Neyse
madem yine sordun söyleyeyim, iletişim kurmaya çalışıyorsun belli ya da
rahatlatmaya çalışıyorsun biraz kendini.
İlk mi?
Belli.
Pijamalarımla olduğum kadar rahat değilim tabii ki, ama
kafam rahat. Hoş hissediyorum. İyi hissediyorum yahu var mı daha ötesi? Hem
rahat olmasam ne olacaktı? Sen mi haklı çıkacaktın? Bu sefer de ben soruyorum,
cevap versene.
Aman istemem senin düşünceni, anladım ben seni. Toplum
baskısıyla kısırlaştırılmış zihinlerin cinayetinden başka bir şey değil
kelimelerin. İyi niyet göstermeye çalışırken her tükürüğünle zehirliyorsun
beni, sözüm ona hak veriyorsun bana. Ama değişmeye çalışanı yadırgıyorsun
bağında sadece kara üzüm yetiştirdiğin bağnazlığınla. Bu yüzden kötü şarabının
tadı, bayağı iyi demek isterdim ama iyi’si fazla geliyor. Şarabın da senin
gibi, bayağı!
Ama bak geçiverdi senin basitliğine olan kızgınlığım tek bir
derin nefes alıp verişimle. Artık aştım bunları, salıveriyorum.
Sanma her zaman bu kadar kolay salıverirdim, ilkleri çok
ağladım. Hatta erkek adam ağlamaz dediler, o yüzden de ağladım. Dedim ki o
zaman erkek olmayalım, insan olalım. Kadınlar her şeye ağlar dediler, ben yine
ağladım. Sürekli bir şeyler dediler çünkü, kimse sormadı nasılsın diye. Ay sen
de haklısın, nasıl sorsunlar? Ağlıyoruz, üzüntüden olmayacak da başka neyden
olacak? Ama demek istediğimi anladın işte, nasıl olduğumu sormak değil olay. Ağladıkça
akan burnumu koluma silmek yerine, en azından peçete uzatan birini bulabilmekti
yalancıktan da olsa. Tek başına zor oluyor çünkü, neye uğraşıyorum ki diyorum
bazen. Niye uğraşıyorum ki?
Sahi… mutluluktan ağlamak diye bir şey de var, değil mi?
Ağlanacak kadar olmasa da mutluyum ama ben. Gerçekten… Sen, sadece sana ait ama
aslında tüm milletin düşündüğünü sandığın yargılarınla konuşurken rahatça,
rahatça ağlayamamak gücüme gidiyor birazcık. Onun dışında mutluyum.
Her zaman bu kadar konuşmam ha… ama senin gibi “ay ben
bilirim”ciyi görünce dayanamıyorum, senin bildiğin gibi değil işte o işler…
Neyse ne, hadi bakalım dökün ve de dökül. Bizde nakit işler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder