19 Kasım 2019 Salı

DELİ Mİ NE?


Yoldan geçen bir adamın ruhuyum ve bir kadının sözlerinin katranında yontulmuşum. Nerede olduğumun bir önemi yok, orada değilsem olduğum yerde mutluyumdur. Kim aradı beni zaten yağmurlu gecelerde? Belki de sıcaktan terlemiş bir şekilde uyandığında o Temmuz gecesi, kabuslarında belirdi gözlerimin kahvesi.
Kadın mıyım, erkek mi? Hadi bana deli de, istemem ben hiçbir cinsiyeti. Ama severim kadını da, severim erkeği de. Şöyle erkek gibi elimi masaya vurup heyt ulen demek de güzel, ayna karşısına geçip kadın gibi vücut hatlarımı incelemek de. Bu tavırları ne zaman cinsiyetlere mal etmişiz acaba? Temeline bakınca mantıksız geliyor insana. Şöyle kadın gibi elimi masaya vurup heyt be demek de güzel, ayna karşısına geçip erkek gibi vücut hatlarımı incelemek de. E böyle de oldu bu cümle, mis gibi oldu hem de. Demek ki olay insan olmakta bitiyor aslında. İnsanım ben, biliyorum.
Kendimi biliyorum ben ama, başkasına bunu bildirmek neden önemli onu çözemiyorum işte.
Sen diyorum sen, sorgulayamazsın beni.
Kim oluyorsun sen?
Ne baktın canım orama burama? Sana mı kaldı benim güzellik anlayışım hakkında yorum yapmak? Sevmiyorsan git seveceğini bul işte, bana bulaşma. A a deli mi ne…
Ama madem sordun, söyleyeyim, çünkü en azından sordun; kendimi tam olarak böyle harika hissediyorum!
Rahat mıyım bu daracık elbise içinde? Sana ne be! Neyse madem yine sordun söyleyeyim, iletişim kurmaya çalışıyorsun belli ya da rahatlatmaya çalışıyorsun biraz kendini.
İlk mi?
Belli.
Pijamalarımla olduğum kadar rahat değilim tabii ki, ama kafam rahat. Hoş hissediyorum. İyi hissediyorum yahu var mı daha ötesi? Hem rahat olmasam ne olacaktı? Sen mi haklı çıkacaktın? Bu sefer de ben soruyorum, cevap versene.
Aman istemem senin düşünceni, anladım ben seni. Toplum baskısıyla kısırlaştırılmış zihinlerin cinayetinden başka bir şey değil kelimelerin. İyi niyet göstermeye çalışırken her tükürüğünle zehirliyorsun beni, sözüm ona hak veriyorsun bana. Ama değişmeye çalışanı yadırgıyorsun bağında sadece kara üzüm yetiştirdiğin bağnazlığınla. Bu yüzden kötü şarabının tadı, bayağı iyi demek isterdim ama iyi’si fazla geliyor. Şarabın da senin gibi, bayağı!
Ama bak geçiverdi senin basitliğine olan kızgınlığım tek bir derin nefes alıp verişimle. Artık aştım bunları, salıveriyorum.
Sanma her zaman bu kadar kolay salıverirdim, ilkleri çok ağladım. Hatta erkek adam ağlamaz dediler, o yüzden de ağladım. Dedim ki o zaman erkek olmayalım, insan olalım. Kadınlar her şeye ağlar dediler, ben yine ağladım. Sürekli bir şeyler dediler çünkü, kimse sormadı nasılsın diye. Ay sen de haklısın, nasıl sorsunlar? Ağlıyoruz, üzüntüden olmayacak da başka neyden olacak? Ama demek istediğimi anladın işte, nasıl olduğumu sormak değil olay. Ağladıkça akan burnumu koluma silmek yerine, en azından peçete uzatan birini bulabilmekti yalancıktan da olsa. Tek başına zor oluyor çünkü, neye uğraşıyorum ki diyorum bazen. Niye uğraşıyorum ki?
Sahi… mutluluktan ağlamak diye bir şey de var, değil mi? Ağlanacak kadar olmasa da mutluyum ama ben. Gerçekten… Sen, sadece sana ait ama aslında tüm milletin düşündüğünü sandığın yargılarınla konuşurken rahatça, rahatça ağlayamamak gücüme gidiyor birazcık. Onun dışında mutluyum.
Her zaman bu kadar konuşmam ha… ama senin gibi “ay ben bilirim”ciyi görünce dayanamıyorum, senin bildiğin gibi değil işte o işler…
Neyse ne, hadi bakalım dökün ve de dökül. Bizde nakit işler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder